6 Haziran 2013 Perşembe

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ VE HAFTASI

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ VE ÇEVRE HAFTASI
STD BAŞKANI
HAMDİ DAĞ
            1972 Yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler çevre konferansında alınan kararla 05 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak  ( Dünya Çevre Haftası) kutlanmaktadır.
            41. kutlanan Dünya Çevre Günü ve Haftasında çevremize baktığımızda 41 yıl önceki çevre ile bu günkü çevrenin durumu itibariyle fiziki olarak baktığımızda daha da geriye gitmekte olduğu görülmektedir. Bu durum gösteriyor ki dünya devletleri ve hükümetleri 1972 yılında aldıkları kararları ciddi olarak uygulamamaktadırlar. Sanki çevrenin sürdürülebilir korunması kararı alınmamışta aksine bir karar alınmış gibi uygulamalar yapılmaktadır. Hatta gelişmiş ülkeler daha çok kirlilik yaratmakta adeta yarışıyorlar.
            Bu gidiş ile dünyamızın ömrünü daha çabuklaştırdığımızın farkında olmalıyız ve daha kararlı ve sürdürülebilir uygulamaları geciktirmeden hayata geçirmeliyiz. Ülkemizdeki ilgili ve görevli organlar bu konuda genel eğitim programları ile halkımızın çevre bilincini yükseltmek vebalini taşımaktadırlar.
            Çevrenin bozulmasının en başta gelen sebeplerinden olan tarımsal faaliyetler ve gelişen yeni teknolojilerin kullanımı konusunda üretici ve tüketiciler bilgilendirilerek topluma çevrenin hassasiyetinin fark ettirilmesi sağlanmalıdır.
            Bu eksikliklere, vurdumduymazlıklara rağmen yine de 41. Dünya Çevre Günü -Haftası ülkemize ve dünyamıza kutlu olmasını dileriz. 05.06.2013
Hamdi DAĞ
            STD- Sürdürülebilir Ekolojik Tarım ve Çevre Derneği Başkanı  

19 Nisan 2013 Cuma

LEONARDİT

                                            LEONARDİT NEDİR?
                          TARIMDA ÖNEMLİ BİR YENİLİK…                                    
LEONARDİT; DİĞER BÜTÜN MADENLER GİBİ, KENDİNE HAS FİZİKSEL VE KİMYASAL ÖZELLİKLERİ İLE KENDİNE HAS OLUŞUM SÜRECİ VE JEOLOJİSİ OLAN DOĞAL BİR MADENDİR. 
Bu gün Ülkemizde diğer madenlerle en fazla karıştırılan ve en fazla birbirinden çok farklı tanımlara sahip olan maden kuşkusuz leonardittir. Bazı kaynaklara göre leonardit linyit kömürüdür. Başka bazı kaynaklara göre ise; leonardit torfdur (turbadır), gidyadır, olgunlaşmamış kömürdür, yeşil renkli tatlı su çamurudur veya kimyasal işlemler sonucu elde edilmiş bir kimyasal maddedir. Bir başka deyişle, içeriğinde az veya çok hümik asit bulunan tüm maden veya maden benzeri kaynaklar leonardit olarak da adlandırılıyor gibi gözükmektedir. Gerçekte, leonardit yukarda sıralı olanların hiçbirisi değildir. Leonardit; oluşumu, jeolojisi, fiziksel ve kimyasal özellikleri ile diğerlerinin hepsinden farklı olan başka bir madendir.
“Leonardit” adı Maden Kanunumuzun 5’inci Maddesi, IV-B Gurubu içerisinde açıkça yazılıdır. Dolayısıyla, leonarditin yukarıda sıralı diğer madenlerden (veya maddelerden) farklı ve ayrı bir maden olduğu yasal olarak da özellikle belirtilmiş durumdadır.
Leonarditin tüm Dünya’da göreceli olarak yeni tanınmaya başlanan bir maden olması ve uluslararası düzeyde kabul edilmiş bir tanımının henüz olmaması bu kavram karışıklığının temel nedenleridir. Ne yazık ki aynı karışıklık başka birçok ülkede de halen vardır.
Leonardit madenirin sahip olduğu çok sayıda farklı tanımları içersinde Wikipedia Ansiklopedisi’nde yapılan tanımı en akla yakın olanıdır. Wikipedia’nın tanımından da yararlanılarak leonardit madeni şöyle tanımlanabilir:
LEONARDİT; ALKALİ ÇÖZELTİLERDE KOLAYCA ÇÖZÜNEBİLEN, SİYAH VEYA KOYU KAHVERENGİ RENKTE, PARLAK VE CAMSI GÖRÜNÜŞLÜ YUMUŞAK BİR MADENDİR. ORGANİK KÖKENLİ TORTUL KAYAÇLARIN MİLYONLARCA YIL SÜREN ÇOK YAVAŞ OKSİDASYONU VE KİMYASAL DEĞİŞİMİ SONUÇU OLUŞMUŞ BİR BAŞKALAŞIM KAYACIDIR.
LEONARDİT MADENİNİN BAZI AYIRT EDİCİ ÖZELLİKLERİ:
-       Siyah – koyu kahverengi arası renklerdedir.
-       Görünüşü camsı ve parlaktır.
-       Yoğunluğu 0,70 gr/cm3 ile 0.90 gr/cm3 arasındadır.
-       Asit özelliktedir, pH değeri 3 ile 5 arasındadır.
-       Oldukça yumuşak bir madendir ve sertlik derecesi 1 civarındadır (Mohs sertlik skalası).
-       Kristal yapısı amorftur.
-       Organik kökenlidir.
-       Başkalaşım kayacıdır.
-       Yüksek oranlarda hümik asitler içerir.
-       İçerdiği hümik asitler uzun zincir moleküller yapısındadırlar.
-       Alkali çözeltilerde kolayca çözünebilir.
LEONARDİT MADENİ NERELERDE KULLANILIR?
Leonardit madeni hümik asitlerin temel hammaddesidir ve içerdiği yüksek oranlardaki hümik asitlerden dolayı önemli bir ekonomik değere sahiptir.
Dünya’da ve Ülkemizde leonardit madeni en yaygın olarak tarımda, organik toprak düzenleyicisi olarak, kullanılmaktadır. Leonarditin diğer kullanım alanları ise şöyle sıralanabilir:
Ø  Toprağın ıslah edilmesinde. Sanayi artıklarının kirlettiği toprağın temizlenmesinde.
Ø  Derin sondajlarda, sondaj çamuru katkı maddesi olarak.
Ø  Hayvan yemi katkı maddesi olarak.
Ø  Dökümcülükte; döküm kalıp kumuna katkı malzemesi olarak.
Ø  Hava ve su filtre sistemlerinde. Kağıt, boya, mürekkep, çimento ve seramik endüstrilerinde.
Bunların dışında; denizlerdeki petrol kirlenmeleri ile sulardaki radyoaktif kirlenmelerin temizlenmesinde ve tıpta kanser dahil birçok hastalığın önlenmesi veya tedavisi konularında  leonarditin kullanımı ile ilgili çok ciddi araştırmalar yapılmaktadır. Tıpta, bazı hastalıklar için araştırma aşaması geçilmiş durumdadır ve leonarditin (hümik asitin) hammadde olarak kullanıldığı ilaçlar kullanılmaya başlanılmıştır.
LEONARDİTİN KALİTESİ VE İÇERİSİNDEKİ HÜMİK ASİTLERİN ORANI NEDİR?
Bu konuda Uluslararası düzeyde kabul edilmiş bir standart bulunmamaktadır. Ancak, bir madenin leonardit madeni olarak kabul edilebilmesi için; içerisindeki hümik asitlerin kuru bazda en az %50 oranında, pH’ının 3 ile 5 arasında ve yoğunluğunun da 0,90 gr/cm3’den az olması gerektiği genel olarak kabul edilmektedir. Öte yandan, Tarım Bakanlığı’nca yayımlanan “Tarımda Kullanılan Organik, Organomineral, Özel, Mikrobiyal ve Enzim İçerikli Organik Gübreler ile Toprak Düzenleyicilerin Üretimi, İthalatı, İhracatı, Piyasaya Arzı ve Denetimine Dair Yönetmelik” tarımda kullanılacak leonardit madeninin en az %40 oranında hümik asitler içermesini şart koşmaktadır.
Bazı kaynaklarda ise leonardit ile ilgili düşük, orta ve yüksek kalite sınıflandırılması yapılıp aşağıdaki tablo verilmektedir:

Kalite                                      Yüksek Kalite              Düşük Kalite                Orta Kalite
Hümik asit içeriği ( % )             :      35 - 50               50 - 65                     65 - 85
Organik madde miktarı (% )     :      minimum 35      minimum 50                minimum 65
pH değeri                                 :      6,5 ± 1                  5,5 ± 1                    4 ± 1
C/N                                         :      1 ± 1                    19 ± 1                    17 ± 1
Özgül ağırlık (gr/cm3)               :      1,4 ± 0,1               1,2 ± 0,1                  0,8 ± 0,1
Bazik solüsyonda çözünürlük    :     düşük                     orta                        yüksek

Bu tabloda, özellikle “Düşük Kalite” sütunundaki tüm değerler leonarditten daha çok bazı linyit kömürlerini çağrıştırmaktadır. Bu tablonun doğru kabul edilmesi durumunda, linyit kömürünün düşük kaliteli leonardit olarak üretilmesi ve satılması tehlikesi vardır ve ne yazık ki bu tehlike tüm Dünya’da şu anda gerçekleşmektedir. Dünya’daki ve Ülkemizdeki Leonardit madenciliği yapan veya leonarditi pazarlayan firmaların katalogları incelendiğinde hümik asit oranlarının %25’den %85’e kadar ve pH’larının 3’den 12’ye kadar değiştiği, yani çok büyük farklılıklar gösterdiği göze çarpmaktadır. Öteki çelişkiler bir yana bırakılsa bile, asitik özelliklere sahip bir madenin (lenarditin) pH’ının 7’den büyük olması anlaşılabilir değildir. Leonardit madeninin uluslar arası kabul edilmiş bir tanımının ve standardının olmaması bu sonucu doğurmaktadır.
LEONARDİT İÇERİSİNDEKİ HÜMİK ASİTLER NELERDİR?
Leonarditin içerisindeki hümik asitler şunlardır:
a-    Hümik Asit: pH’ı 7’den küçük olan asitik özellikteki sularda çözünemez, daha yüksek pH derecelerindeki suda veya alkalik özellikteki çözeltilerde çözünebilir. Moleküler ağırlığı fazla olup uzun zincir molekül yapısındadır. Rengi, koyu kahverengi ile siyah arasındadır.
b-    Fülvik Asit: Bütün pH derecelerindeki (asitik veya bazik) suda veya çözeltilerde çözünebilir. Moleküler ağırlığı düşük olup, kısa zincir molekül yapısındadır. Rengi,  açık sarı ile sarı-kahverengi arasındadır.
Bir kavram karışıklığını gidermek için “leonardit içerisindeki hümik asit (asitler) oranı” ile ne kastedildiğinin açıklanması gerekir. Bütün yayınlarda, leonardit üreticisi veya pazarlayıcısı firmaların kataloglarında, leonarditin en ayırt edici özelliği olarak “hümik asit oranı” veya “hümik asitlerin oranı” verilir. Buralarda kastedilen, leonarditin içerisindeki hümik ve fülvik asit oranlarının toplamıdır.
DİĞER HÜMİK ASİT KAYNAKLARI NELERDİR?
Hümik asit kaynakları birçok yayında yıllardır aşağıdaki tabloda görüldüğü şekilde verilmektedir:

                    Kaynak                                   Hümik Asitler (Hümik+Fülvik) Yüzdesi (%)
                    Leonardit :                                                           40-90
                    Turba (Torf) :                                                       10-30
                    Linyit :                                                                  10-30
                    Hayvan Gübresi :                                                  5-15
                    Kompost :                                                              2-5
                    Toprak veya Arıtma Çamuru :                              1-5
                    Taş Kömürü :                                                         0-1

Bu tablo yaklaşık 15 yıl önce hazırlanmıştır ve daha çok farklı maddeler içersindeki hümik asit oranlarının kıyaslanması amacına yöneliktir. Bu tablonun güncellenmesi gerekir. Her şeyden önce, tabloya gidya  eklenilmelidir. Kompost, toprak, arıtma çamuru, taş kömürü gibi hümik asit oranları %5’den bile düşük olan ve hiçbir zaman hümik asit hammaddesi olarak kullanılamayanlar listeden çıkartılmalıdır. Hayvan gübresi ise çok fazla araştırmacı tarafından hümik asit kaynağı veya hümik asit hammaddesi olarak kabul edilmemektedir. Bu değerlendirmelerin ışığında tablo yeniden hazırlanıp aşağıda sunulmaktadır.

                                       Doğal Hümik Asit Kaynakları:
                    Kaynak                                   Hümik Asitler (Hümik+Fülvik) Yüzdesi (%)
                    Leonardit :                                                           40-90
                    Gidya                                                                   10-30
                    Turba (Torf) :                                                       10-30
                    Linyit :                                                                    1-30

Bunların dışında, bitkilerden de kimyasal yöntemlerle hümik asit elde edilmektedir.
Her iki tabloda da açıkca görülebileceği gibi en yüksek hümik asit oranına sahip olan ve en önemli hümik asit kaynağı, tartışmasız bir şekilde, leonardittir. Oran olarak tartışılmaz üstünlüğünün yanı sıra, leonarditin içerdiği hümik asitlerin (özellikle tarımda) nitelik olarak da daha uygun, daha yararlı ve biyolojik aktifliğinin daha yüksek olduğu çeşitli araştırmalarla kanıtlanmış durumdadır.
LEONARDİTİN TARIMDA KULLANIMI.
Dünya’da ve Türkiye’de leonardit madeninin yıllık üretimi ve yıllık kullanımı ile ilgili güvenilir istatistiki bilgiler bulunmamaktadır. Ancak, üretilen leonarditin çok büyük kısmının tarımda, organik toprak düzenleyicisi olarak, kullanıldığı bilinmektedir.
Lenarditin tarımda kullanımı esas olarak iki şekilde olur; katı (granül) veya sıvı olarak.

Katı (granül) kullanım: Madenden çıkartılan leonardit; kırılması, öğütülmesi, elenmesi, içerisindeki yabancı maddelerin temizlenmesi ve kurutulup suyunun alınması için bir dizi fiziksel işlemlerden geçirilir. Daha sonra torbalanıp tarlaya iletilen leonardit (toprağın, bitkinin ve leonarditin türü ve özelliklerine göre değişen oranlarda) toprakla karıştırılır.
Sıvı olarak kullanım: Leonardit, reaktör adı verilen kazanlarda potasyum hidroksit ile kimyasal işleme sokularak ham sıvı hümik asit elde edilir. Homojenizasyon ve filitrasyon işlemlerinden geçirilen sıvı hümik asit şişelenip satılır. Sıvı hümik asit tarlada, sulama suyuna karıştırılarak kullanılabileceği gibi, yapraktan da uygulanabilir.
Sıvı hümik asitin bütün suyu buharlaştırılırsa potasyum humat adı verilen ve su içerinde kolayca eriyebilen kristalize hümik asit elde edilir. Katı formda pazarlanan bu malzeme istenilen oranda su ile karıştırılarak tekrar sıvı hümik asit elde edilir.
Granül leonardit veya sıvı hümik asit tarımda tek başlarına kullanılabildikleri gibi, doğal veya kimyevi gübrelerle karıştırılarak veya kaplama yapılarak da kullanılırlar. Ayrıca, sıvı hümik aside makro ve mikro besin elementleri ilavesi ile çok değerli Bitki Gelişim Düzenleyicileri (BGD) elde edilmektedir.
Leonarditin ve leonarditten elde edilen hümik asitin Organik Tarımda kullanılmaya uygun olduğu bazı ülkeler tarafından kabul edilmiş durumdadır. Gerçekte, tümüyle doğal bir maden olan ve hiçbir zararlı bileşeni bulunmayan leonarditin organik tarımda tüm ülkelerde güvenle kullanılmaması için bir neden gözükmemektedir. Ancak, birçok ülkede hala başka bazı madenlerin ve maddelerin leonardit adıyla satılabiliyor olması gerçek leonarditin organik tarımda kullanılmasında da kafa karışıklığına neden olmaktadır.
            ***
(*)Dr. Selami İstanbulluoğlu, Maden Y. Mühendisi

27 Aralık 2012 Perşembe

Sinekli Mandalina Kimlere Yedirildi?...

Akdeniz Sinekli Mandalina Kimlere Yedirildi başlıklı yazım çeşitli linklerde yayınlanmış olup bilginize sunarım.
*
Saygılarımla, 
Çapar Kanat...
Akdeniz "Sinekli Mandalina" Kimlere Yedirildi?..
Eskiden Ankara’nın iki alışveriş merkezi vardı. Yüksek gelirlilerin alışveriş ettiği Kızılay diğeri ise yoksul kesimin Ulus semti idi
Kızılay semti protokolün gözünün gördüğü yer olduğu için burada olmasa da Ulus’ta bayram arifelerinde yere serilen sergenin üzerine pantolon, gömlek veya çoraplar yığılır, satıcılarının adına işportacı denilenler  başında bas bas bağırır: ihraç malları, yetişin kalmıyor.. Ucuzluğuna da diyecek olmazdı.. İnsanlar da alışveriş etmeden önce sanırdı ki firmanın biri bunu ihraç gayesi ile üretmiş ve satamayıp zor durumda kalınca maliyetinden işporta piyasasına satmış.. O satılan gömleklerden, çoraplardan bir tane alayım deseniz ancak bir giyimlik olup ihraç malı değil ıskarta malı.!
Şimdi AVM’ler çıktı. Merkezler çoğaldı. Yoksulu da varlıklısı da pahalı AVM’lerin renkli, cicili bicili ortamından alışveriş ediyor. Tüketiciler AVM’lerin pahalı kiralarını finanse ediyor. Sadece giyim değil yiyecek, içecek, meyve ve sebze tedarikleri de buralardan sağlanıyor. Giyim de hazır yiyecek de marka sevdası, markalaşma var ama sebze ve meyvede markalaşma var mı? AVM’lere, Süpermarketlere, manavlara sevk edilen sebze ve meyvelerin yenilir olduğuna dair bir güvence var mı? Bu güvenceyi kim verebilir?
Türkiye sebze ve meyvede kendi ikliminin verdiği avantaj ile Avrupa Birliği ülkelerine, Rusya Federasyonuna meyve ve sebze ihraç eden bir ülke. Meyve ve sebze de markalaşmanın birinci ölçüsü tarım ilacı ve hastalık kalıntısı olmamasıdır. Bu olumsuz durum önlenmediği için zaman zaman meyve ve sebzelerimiz iade ediliyor.
Peki ihraç edilip de yurt dışından iade edilen sebze ve meyveler ne yapılıyor?
Afiyetle bizlere yediriyorlar. Nasıl mı?
Türkiye’de bir firma gıdanın her türlüsünü ihraç etmeye (yurt dışına satış) kalkıştığında o gıda için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından sağlık sertifikası almak zorundadır. O gıda bir ambalajlı gıda olup bir gıda üretim sertifikası var ise bile.. 
Yaş meyve ve sebzenin önceden gıda üretim sertifikası zaten olamaz. İhracatçı firma yaş meyve ve sebzeyi ihraç etmek için kamyona yükler . Firmaya en yakın gümrük dairesine sevk eder. O ilin Gıda Tarım Hayvancılık İl Müdürlüğündeki Gıda kontrol Uzmanlarına başvurarak sağlık sertifikası düzenlenmesini ister. Resmi uzmanlar gümrük dairesinde bekleyen gümrük beyannamesi açılmış sebze veya meyveden numune alıp resmi laboratuarda tarım ilacı kalıntısı meyve sebze böcek ve sineklerinin mevcut olup olmadığını analizlerinde belirler. Bir buluntu çıkmaz ise Türkiye Cumhuriyeti Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı adına sağlık sertifikası düzenlerler ve firmaya verirler. Firma da diğer belgeler ile bu belgeyi kamyoncunun eline verir. Kamyoncu malı satın alacak ülkenin gümrük kapısına gelince bu belgeleri ilgililere sunar. Artık hiçbir ülke bir diğer ülkenin sebze ve meyvede bir diğer ülkenin verdiği sağlık sertifikasına itimat etmeyip kendi resmi laboratuarlarında da analiz etmeden ülkesine sokmuyor .
İşte 2012 yılı başından bu yana Rusya’ya ihraç ettiğimiz 10 partide gönderilen 260 ton mandalina iade edildi. Rusya Federasyonu Federal Bitki Koruma ve Karantina Servisi (Rosselhoznadzor) yetkilileri, son parti 23 ton mandalina üzerinde de sağlık taraması yaptığını ve Türkiye’ye iade ettiğini açıkladı. 
Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı Ulusal Gıda Yönetmeliğine göre Türkiye’ye iade edilen her türlü gıda ilk giriş kapısında imha edilmek zorundadır. Peki, Rusya Federasyonunun sağlıksız, Avrupa’nın tarım ilacı kalıntısı bulunduğu gerekçesi ile iade ettiği sebze ve meyvelerin iade edilenlerinin gümrükte imha edildiğini hiç işittiniz mi? 
İşitmiyorsunuz çünkü o mallar Türkiye’ye sokulup iç piyasaya işportaya sunulan mallar gibi yerlerde değil AVM’lerin reyonlarında satılıyor. Veya hallere sokulup vilayetlerin diğer hallerine tüketicilerin midesine girmesi için gönderiliyor. Afiyetle yediriliyor…
Peki yurt dışından iade edilen sebze ve meyvenin ilk ihracı esnasında ona sağlıklıdır sertifikası verenlerin yakasına devletimiz yapışıyor mu? İşitmedik!
Peki ihracata sunulmayıp da bahçelerden, tarlalardan hallere, hallerden diğer illerin hallerine oradan da manavlara, AVM’lerin, süpermarketlerin manav reyonlarına getirilen sebze ve meyvelerin iç kontrollerinin GTH Bakanlığınca yapıldığını işitiyor musunuz.? Peki, işitiyoruz diyor iseniz iç kontrollerin güvenilir bir şekilde yapıldığına inanmak mümkün mü? Dış satımdaki resmi kontrollerin güvenilmez olduğunu Rusya, AB gözümüzün içine sokar iken iç kontrollerin güvenilir olduğuna nasıl inanalım?
Evet. Avrupa Birliği ülkelerinin tarım ilacı bulduğu, Rusya Federasyonunun da Akdeniz Sineği Bulup iade ettiği sebze ve meyveleri toplum olarak bizlere tükettirildi. 
Tükenen meyve sebze değil bizler olacağız..!

9 Haziran 2012 Cumartesi

Genetik Ulusal Komite Toplantısı.,

GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI; TARIMSAL ARAŞTIRMALAR VE POLİTİKALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ; 
Bünyesinde oluşturulan ve Forum Yöneticimiz ve STD Genel Sekreteri  HAMDİ DAĞ'ın Komite üyesi olduğu: “Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarını Koruma Ulusal Komitesi ve Evcil Hayvan Tescil Komitesi” Toplantıları Yapıldı
Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarını Koruma Ulusal Komitesi 2012 yılı olağan birinci toplantısı ve Evcil Hayvan Tescil Komitesi 2012 yılı olağan toplantısı 30.05.2012 tarihinde Müsteşar Yardımcısı Dr. Ferhat ŞELLİ başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımıyla Şap Enstitüsü Müdürlüğü Toplantı Salonunda gerçekleştirilmiştir.
Sabah oturumunda;
Hayvan Genetik Kaynakları Ulusal Koordinatörü’nün ulusal ve uluslararası çalışmalar ile ilgili sunumu, Dondurarak Koruma Çalışma Grubu sunumu, Risk Durumu ve İndikatörler Görev Timi sunumu ile Tarım Çevre Önlemleri Görev Timi sunumu yapılmıştır. Bir önceki Komite toplantısında alınan kararlar gözden geçirilmiş, kararlar gündem doğrultusunda yapılan değerlendirmelerin ardından alınmıştır.
Öğleden sonraki oturumda;
Evcil Hayvan Tescil Sorumlusunun ulusal ve uluslararası çalışmalar ile ilgili sunumu, Bal Arısı Ekotipleri ve Tescil İşlemleri Toplantısı çıktılarının değerlendirilmesi, Küçükbaş Tescil Alt Komitesi tarafından hazırlanan listelerinin sunumu yapılmıştır.
Kangal Akkaraman, Hemşin, Tahirova, Türkgeldi ve Menemen Koyun ırkları ile Edremit Kelebek Güvercini ve Alabadem Güvercininin tescili Komite tarafından uygun görülmüştür. Karya Koyununun tescilinin ise bir sonraki toplantıda görüşülmesi uygun görülmüştür.
Tescili talep edilen ancak tescile sunulmayan İskenderun Güvercini ve Muğla Dalıcı Güvercini ile ilgili raporlar Komite’ ye sunulmuş ve tescili uygun görülmemiştir. 04 Haziran 2012
Toplantı Kararları:
Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarını Koruma Ulusal Komitesi 2012 Yılı I. Olağan Toplantı Kararları:
* Yerli sığır ırklarından sperma üretimi ve kullanımı için 2012 yılı sonuna kadar hazırlıkların
tamamlanması,
* Kurulması planlan küresel gen bankaları konusunda Bakanlık (Hukuk Müşavirliği ve Dış İlişkiler koordinasyonu) bünyesinde hayvan genetik kaynakları ve bunların kullanımından doğacak yararların uluslararası paylaşım yaklaşımları da dikkate alınarak ülke görüşümüzün oluşturulması, yapılacak çalışmanın Kasım ayında gerçekleşecek olağan Komite toplantısında sunulması,
* Türkiye’nin bölgesel gen bankasına ev sahipliği yapmasının maliyet, prestij ve diğer açılardan değerlendirilerek etki analizi yapılması ve Kasım ayında yapılacak olağan Komite toplantısında sunulması,
* S-19 aşısı için yapılan desteklemenin manda için de verilmesi için ilgili birimlere talimat verilmesi
* Uluslararası hayvan ırk, tip tanımları ve risk değerlendirmeleri için bir alt komitenin kurulması ve aşağıda isimleri yer alan üyelerden oluşması;
Prof. Dr. İnci TOGAN, Prof. Dr. İhsan SOYSAL, Yrd. Doç. Dr. Yasemin ÖNER
* TÜRKHAYGEN-I projesinin tamamlanmasının ardından kurulan gen bankalarındaki materyalin kullanımının Bakanlık uhdesinde olması.
Evcil Hayvan Tescil Komitesi 2012 Yılı Olağan Toplantı Kararları:
*03.05.2012 tarihinde gerçekleştirilen  Bal Arısı Ekotipleri ve Tescil İşlemleri Toplantısı çıktıları değerlendirilmiş, gelen görüşler doğrultusunda coğrafik ekotiplerin tanımlanması yönünde girişimlerin başlatılması ayrıca yapılan tanımlara alt tür ifadesinin de eklenmesi,
* Kangal Akkaraman koyunu tescil listesi incelenmiş, toplantı sırasında bilgisayar ortamında yapılan düzenlemelerle tescili,
* Hemşin Koyunu tescil listesi incelenmiş, toplantı sırasında bilgisayar ortamında yapılan düzenlemelerle tescili,
* Tahirova Koyunu tescil listesi incelenmiş, oy çokluğu ile tescili,
* Türkgeldi Koyunu tescil listesi incelenmiş, oy çokluğu ile tescili,
* Menemen Koyunu tescil listesi incelenmiş, oy çokluğu ile tescili,
* Karya Koyunu tescil listesi incelenmiş, başvurunun Bakanlık adına yapılması şeklinde yenilenerek bir sonraki toplantıda görüşülmesi,
* Edremit Kelebek Güvercini tescil listesi incelenmiş, danışman tarafından tekrar incelendikten sonra tescilin Resmi Gazete’de yayımlanması,
* Alabadem Güvercini tescil listesi incelenmiş, danışman tarafından tekrar incelendikten  sonra tescilin Resmi Gazete’de yayımlanması,
* Tescili talep edilen ancak tescile sunulmayan İskenderun Güvercini ve Muğla Dalıcı Güvercini ile ilgili alt komite danışmanının hazırlamış olduğu raporlar incelenmiş tescilin uygun görülmemesi,
* Alt komiteler tarafından hazırlanan tescil listelerinin Komite toplantısından önce üyelere gönderilmesi, gelen görüş ve öneriler doğrultusunda toplantıda sunulması, kararı alınmıştır.

4 Haziran 2012 Pazartesi

olası çevre katliamına karşı!....

DURMUYORLAR: 
Çevre yağma yasası komisyondan geçti
ÜLKEMİZ ÇÖL OLMASIN, ANA'LAR AĞLAMASIN
AKP saldırganlığı her alanda sürüyor. Dün meclis komisyonundan geçen 'Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'na göre, çevre varlıkları üzerindeki her türlü koruma kararı kaldırılabilecek. Doğal varlıkları şirketlerin yağmasına açan tasarı her konuda bütün yetkiyi bakanlıklarda toplanıyor.
Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın 14 maddesi dün TBMM Çevre Komisyonundan geçti. Tasarıya göre daha önceden ilan edilen koruma kararları kaldırılabilecek, koruma alanlarının sınırları değiştirilebilecek ve kısmen veya tamamen farklı bir statüye alınabilecek. Böylece her türlü çevre talanı karşısında kısmen koruma sağlayan 'SİT alanı' uygulaması kaldırılmış oldu.
Her türlü taşınmazın kamulaştırılmasına olanak sağlayan tasarı, biyoçeşitliliğin de ticarileştirilmesinin de önünü açıyor. Tasarı konuyla ilgili yetkilerin tamamını Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığına devredilmesini öngörüyor.
Doğa varlıklarının şirketlere yağması önündeki engeller kaldırılıyor
Tasarıya göre, daha önce belirlenmiş ve ilan edilmiş koruma alanlarının sınırları bu kanunun hükümlerine göre değiştirilebilecek, kısmen veya tamamen farklı statü kapsamına alınabilecek veya daha önce ilan edilmiş koruma kararları kaldırılabilecek. Tasarıda buna verilen isim "yeniden değerlendirme" adını taşıyor.
Buna göre daha önce belirlenmiş ve ilan edilmiş koruma alanlarında, gerçek veya tüzel kişilerden gelen öneriler üzerine ya da bu kanunun ilgili maddesi kapsamında yürütülen izleme çalışmalarının değerlendirilmesi de dikkate alınarak, alanı yöneten bakanlık tarafından uygun görüldüğünde “yeniden değerlendirme” işlemi başlatılabilecek.
Çevre Mühendisleri Odası tarafından konuyla ilgili hazırlanan yazılı görüşte, tasarıyla ilgili şu ifadelere yer veriliyor:
Bu yasa tasarısı Anadolu’nun her köşesindeki doğal varlıkları şirketin kullanımına sokmak için hazırlanmıştır bir başka deyişle bu yasa şirketlerin dereleri, gölleri, yer altı sularını, ormanları, meraları, yeraltı katmanlarını (madenleri) sınırsızca kullanmalarının önünü açmak için hazırlanmıştır.
Çevre Mühendisleri Odası ayrıca, tasarının aynı zamanda kültürel ve tabiat varlıklarının korunmasını da engellediğini ifade ediyor. Buna göre tasarı, '2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanununun' Milli park ve 1. derece sit alanlarının kullanıma açılması önünde oluşturduğu engelleri, yaptığı mevzuat düzenlemesi ile önlüyor.
Yeni kurullar göreve başlayana kadar kuralsızlık egemen olacak
Tasarıyla ilgili bir diğer önemli nokta ise, yeni kurullar faaliyete başlayana kadar geçecek olan sürede yaşanacak belirsizlik. Buna göre yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren tüm tabiat koruma statülerinin iptal edileceği, yeniden koruma statüsü kararlarını verecek kurulların ise ancak konuyla ilgili yeni yönetmelikler hazırlanınca göreve başlayacağı belirtiliyor. Yönetmeliklerin hazırlanması ve kurulların oluşturulması ve çalışmaya başlamasının ise en az üç yıl sürmesi bekleniyor. Bu durumda, üç yıl boyunca her türlü çevre yağması zaten fiilen serbest olacak.
Boğazlar ve Anadolu yağmaya açılıyor
Tasarıya göre "4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı" ve "2960 sayılı Boğaziçi Kanunu" kapsamında korunan alanların da yeniden gözden geçirilmesi öngörülüyor. Bunun anlamı, boğazlarda yapılaşma önünde getirilen her türlü sınırın yakında kaldırılacağı ve tarih, kültür ve çevre mirası açısından en büyük değeri taşıyan bu bölgelerin de şirketlerin yağmaya açılması için hazırlık yapılıyor.
Öte yandan tasarı aynı zamanda Anadolu'da koruma altına alınan 1. derece sit alanları üzerindeki korumayı da kaldırıyor. Çevre Mühendisleri Odası bu konuda şu ifadeleri kullanıyor:
"Bu; Milli Park olan Munzur vadisinin, Arılı, Çağlayan, İkizdere Vadileri gibi 1. derece sit alanı ilan edilen vadilerin statülerinin kaldırılması ve yeniden değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Koruma statüleri değiştiril değiştirilmez bunlara benzer tüm korunan alanlarda Su Kullanma Hakkı Sözleşmesi imzalamış ve /veya HES için ruhsat almış tüm şirketlerin faaliyetleri yasallaşacak ve koruma altındaki vadilerde HES inşaatları hız kazanacaktır. "
Kamulaştırma ve özel ordu kurma yetkisi
Tasarıya göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından hazırlanan çevre düzeni planlarında, gerekli değişiklikler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılacak. Korunan alan sınırları içinde kalan yerlerdeki gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmazlar, gerekli görüldüğünde ilgili mevzuata göre Orman ve Su İşleri Bakanlığı veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kamulaştırılabilecek.
Diğer yandan tasarı ayna zamanda korunması uygun görülen alanların özel güvenlik görevlileri tarafından "korunacağını" belirtiyor. Bir başka koruması kaldırılan devlet arazilerinin veya bölge halkına ait arazilerin şirketlere devredilmesi sonrasında, araziler fiilen özel orduların denetimine girecek. Özellikle HES inşaatları sırasında köylüler ile özel güvenlik görevlilerinin karşı karşıya geldiği olaylarda son dönemde artış yaşanmıştı. Bu yasayla birlikte bu durumun giderek fazlalaşacağı anlaşılıyor.
Eroğlu'nun kastettiği 'koruma' değil, ticarileştirme
Konuyla ilgili bir açıklama yapan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile, koruma alanlarında yapılacak plan ve projelerde ekolojik etki değerlendirme yapma zorunluluğu getirildiğini belirterek, “Bir yerde bir proje yapıyorsanız mutlaka ekolojik etkisi ne olacak, bunların zararlarını bertaraf etmek için ne gibi çalışmalar yapılacak, bunları yapma mecburiyeti getiriyoruz” dedi.
Tasarının geçen yasama döneminde komisyondan geçtiğini ancak Genel Kurul’da görüşülemeden kadük kaldığını ifade eden Eroğlu, bazı revizyonlar yaparak tasarıyı yeniden komisyona getirdiklerini ifade etti. Eroğlu “Özellikle bütün dünyada tabiatın ve biyolojik çeşitliliğin korunması çok büyük bir önem arz etmektedir. Yani bütün dünya ülkeleri artık biyolojik çeşitliliğin ve tabiatın kıymetini anlamıştır. Hatta biyolojik çeşitlilik o kadar büyük zenginliktir ki tıbbi ilaçlar büyük ölçüde bunlardan elde edilmektedir. Çin bu bitkilerden yılda 100 milyar dolarlık ihracat yapmaktadır" ifadelerini kullandı.
Ancak Eroğlu'nun kastettiği şey, biyoçeşitliliğin korunmasından çok kullanılması, bir başka ifadeyle, şirketlerin kullanımına açılması. Böylece yalnızca araziler değil, her türlü bitki örtüsü ve canlılar da yağma kapsamına alınmış durumdu.
Eroğlu ayrıca, korunan alanlarda yaşayan insanların ekonomik olarak zarar görmemeleri için tedbir alınması hükmünün de tasarına düzenlendiğini ve “Bazen bir alan koruma alanı ilan ediliyor. Fakat orada yaşayan insanların ekonomik durumları hiç dikkate alınmıyor. Bunlarla alakalı bir takım ekonomik tedbirler, onların en azından gelirlerinin azalmasını önleyecek bir takım hususları ele alıyoruz” dedi. Eroğlu'nun burada kastettiği insanların bölgedeki yoksul köylüler olmadığı açık. Hükümetin bu konudaki sicili, her durumda bölge halkı ve çevre aleyhine şirketlerden yana bir tavrı olduğunu ortaya koyuyor.
Bütün yetkiler bakanlıklara devrediliyor
Tasarıya göre, bilimsel ve teknik nitelikte kurumlar karar süreçlerinden büyük ölçüde dışlanıyor ve bütün yetkileri bakanlıklara ve onların oluşturacağı kurullara devrediyor. Dolayısıyla Tabiat Sit kararları, Milli Parklar, Tabiat Parkları, Doğal alanların korunması ve bu alanların kullanıma açılması ile ilgili konularda hükümet tek başına karar alabilecek.
Öte yandan Çevre ve Şehircilik Bakanının da başına korunan alanın devri konusunda yetkilendirildiği belirtiliyor. Sadece bakan onayı ile koruma alanları il özel idareler, belediyeler ve vakıf, dernekler tarafından işletilmek üzere devralınabilecektir.
Olası "Çevre Katliamına Karşı" UBUNTU yapalım!..
Taslak yasada koruma alanlarını belirleyecek kurul 20 kişiden oluşmaktadır. Bu yirmi kişinin dağılımı ise şu şekilde: 14 ü kamu kurumlarının temsilcisi; dört kişi çevre ekolojisi ve biyolojik çeşitlilikle ilgili akademik temsilci; iki kişi bakanlık tarafından belirlenecek doğa koruma alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından temsilci.
Çevre Mühendisleri Odası bu yeni kurul ile ilgili olarak şu yorumda bulundu:
"Yasada belirtilen bakanlığın ve hükümetin kontrolündeki Kurul (Tabiatı Koruma Bilim Heyeti Çevre ve Orman Bakanlığı 28. 10.210 tarihli basın açıklaması) daha önce sit kararı ya da koruma statüsü olan ve yasayla koruma statüleri iptal edilen alanların yeniden korumaya alınmasını sağlamayacak, hükümetin politikasına göre koruma statüleri belirleyecektir.
Yani bu yasa ile hazine arazileri, meralar ve ormanlar kullanıma açılabilmesi için Çevre ve Orman Bakanlığının yetkisine sunulacaktır."

10 Mayıs 2012 Perşembe

ÇEVRE KATLİAMI VE KIYAMET!....

TÜRKİYE'NİN KIYAMETİNE 40 YIL KALDI
HAMDİ DAĞ
Öyle bir kabus senaryosu ki içiniz ürperecek! Üstelik zaman da çok dar. 2055 yılında Türkiye çöle dönecek, bir sap maydanoz bile yetişmeyecek!
Kaynak : http://www.internethaber.com/kiyamet-2055-turkiye-sahra-colune-donecek-maydanoz-bile-yetismeyecek-prof.-dr.-k-421672h.htm#ixzz1tVNH3J12
TEMA Bilim Vakfı Üyesi Prof. Kenan Demirkol,kabusa sadece 40 yıl kaldığını söylüyor. Türkiye 2055'te Sahra Çölü'ne dönecek! Bir demet maydanoz bile topraklarımızda yetişmez olacak!
Ama kabus senaryosu bununla da sınırlı değil,bir de yaşanamayacak hale gelen Afrika’dan göç edecek milyonlarca aç var ki, onlar da sınırlarımıza dayanacak.
VATAN'dan Mine Şenocaklı'nın röportajı dünyanın kıyamete doğru yol aldığının belgesi oldu. TEMA Vakfı üyesi Profesör öyle bir gelecek çiziyor ki, izlediğimiz en ürkütücü bilim kurgu filmden beter. Kuraklık, açlık, göç, ölüm üzerine... Sebebi, hepimizin suçu olacak bir senaryo! Başrolü küresel ısınma oynuyor. Ona başrolü veren ise kar peşinde koşan büyük küresel şirketler. Bilinçsizce tüketen ise hepimiz.
İşte Profesör Kenan Demirkol'un çizdiği kabul senaryosu;
TÜRKİYE SAHRA ÇÖLÜNE DÖNECEK!
“Buzulların eridiği de görüldükten sonra Birleşmiş Milletler de pes etti ve küresel ısınmanın bir gerçek olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Son 40 yılda Anadolu’da Van Gölü’nün üç katı büyüklüğünde, 1 milyon 250 bin hektarlık bir alançölleşti. Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir’in 25 katı büyüklüğünde sulak alan yok oldu. Eğer böyle giderse 2055 yılında Anadolu’da tarım yapılamayacak.”
MAYDANOZ BİLE YETİŞMEYECEK
“Hayrettin Karaca’nın ömrünü vakfettiği tarım toprağının 1 santimetresinin oluşması tam 500 yıl sürüyor. Tarım yapabilmek için en az 40 santim kalınlığında toprağa ihtiyaç var. Bu toprak 20 bin yılda oluşuyor. Ve maalesef bugün erozyon sonucu Anadolu’nun tarım toprak katmanı artık sadece 20 santim. Bu 1950’den bu yana uygulanan hatalı tarım ve vahşi sulama politikalarının bir sonucu. 12 bin yıldır tarım yapılan bu topraklarda 11 bin 940 yıl toprak kaybedilmemiş, ama son 60 yıl içinde endüstriyel tarım sebebiyle tarım toprağımızın yarısını kaybettik. Böyle devam edersek 2055’te Anadolu’da bir sap maydanoz bile yetiştiremeyeceğiz.”
NASA DİYOR Kİ : ÇÖL OLACAKSINIZ
“Bırakın TEMA’yı, NASA’nın yaptığı bir araştırmaya göre erozyon bu hızla devam ederse Türkiye2040 yılında Sahra Çölü’ne dönmüş olacak.”
Peki Türkiye çöl olursa Afrika’ya ne olur? Cevabı net; “Yaşanmaz olur!” Bu sebeple kitlesel bir göç dalgası yaşanacak güneyden kuzeye... Ve geçiş noktası da yine Türkiye olacak. Yani sadece kuraklık ve kıtlıkla değil, bir de göçle mücadele etmek zorunda kalacağız.

AB SINIRLARINA DUVAR YAPIYOR
Avrupa Birliği sınırlara duvar çekmeye başlamış bile. Frontex adında bir örgüt kurulmuş. Bu örgüt göçe karşı dış sınırlarını korumak için Avrupa Birliği’nin ordularını kullanma yetkisine sahip. “Bu örgütün emriyle her gece İspanya donanmasına ait bir gemi Atlantik Okyanusu’na, bir gemi de Akdeniz’e açılıyor ve Afrika’dan gelen göçmen kayıklarını kovalıyor. Buldu mu ne yapıyor? Buldu mu ne yapıyor tartışmasına 2005 yılında İngiltere ‘Batırsın’ yanıtını veriyor...
YUNANİSTAN SINIRIMIZA ÇELİKTEN DUVAR ÖRÜYOR
Bizim için daha da önemlisi şimdiden Yunanistan-Türkiye sınırına çelikten duvar örüyorlar. Her gün 245 kaçak göçmen sınırı aşmaya çalışırken yakalanıyor Türkiye’den Yunanistan’a geçmeye çalışırken. İşte bunu engellemek için 4 milyar dolarlık bir proje hayata geçiyor. Yunanistan, Dünya Bankası’ndan her ayın 12’sinde 120 milyon dolar alıp bu parayı duvara yatırıyor. Bu duvarın bizim için iki anlamı var; Türkiye’yi AB’ye kesinlikle almayacaklar ve ülkemizi Afrika’dan gelecek göç dalgasına karşı tampon bölge olarak kullanacaklar. O zaman bu göçmenleri de bizim barındırmamız ve beslememiz gerekecek, zira Cenevre Anlaşması’na göre en az altı ay bu göçmenlere bakmak zorundayız!”
Düşünün maydanoz yetiştiremeyecek bir ülke göçmenlere nasıl kucak açsın? Tek çare kalıyor benzer bir duvar çekmek, insanlığa sığmasa da! Peki becerebilir miyiz? Sunumunu bir soruyla bitiriyor Demirkol; “Güney sınırını PKK’ya karşı koruyamayan bir ülke, milyonlarca aç insanın göçüne karşı nasıl koruyabilir?”

YENİ TARIM SAHASI SİBİRYA OLACAK!
Türkiye’nin tümünde ortalama 1.5-2 derecelik bir ısı artışı bekleniyor 2055’e kadar,Marmara ve Karadeniz kıyıları dışında tarım yapmak mümkün olmayacak. Türkiye zaten tarım arazilerinin yüzde 50’sini kaybetti. Erozyon bu hızla sürerse, küresel ısınmanın da etkisiyle 40 yıl sonra Türkiye’de tarım toprağı kalmayacak. Çünkü ortalama 2 derecelik bir ısı artışıyla tahıl üretimi ortadan kalkar. Ama bakın bu arada Sibirya’da da iklimde 2 ile 4 derece artış olacak. Yani bugünkü Sibirya stepleri geleceğin tarım alanları olacak.
AFRİKA TAMAMEN TERK EDİLECEK
2065’te Afrika hiç yaşanamayacak bir kıta gibi görünüyor. 2095’te ise Afrika tümüyle terk edilmiş bir kıta olmak zorunda kalacak. Dünya genelinde insan müdahalesi sonucu 48 milyon kilometrekare tarım arazisi çölleşti. 110 ülke çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya.
Birleşmiş Milletler İklim Paneli’nin hazırladığı 2025 ve 2035 yılı ısınma haritalarına Afrika açısından bakarsak aşağı yukarı 1.5-2 derecelik bir ısı artışı olacak. Bugün hâlâ Sudan’da Güney Darfur’da ve Batı Afrika’da bazı bölgelerde tarım yapılabilmektedir. Ama çok kısa bir zaman sonra 2035’te artık ona imkan kalmayacak.
2 DERECELİK ISI ARTIŞI FELAKET YARATACAK
Şu anda dünyanın yaz-kış, gece-gündüz ısı ortalaması 16 derece... 1.5 derecelik bir ısı artışı dendiğinde, bu ortalama ısının 1.5 derece artacağı anlamına gelir. Orta yaz ısısı olarak ele alındığında gündüz 8-10 derecelik bir artış anlamına gelir ki, bu da kavurucu, çöl sıcakları demektir. YaniSuudi Arabistan sıcaklarını biz burada yaşayacağız. Bu da Türkiye’nin güneyinde artık tarım yapılamayacağı anlamına gelir. Türkiye’de Akdeniz kıyılarında yaşanan sıcaklıklar ise Karadeniz kıyılarına kayacak. Ve dediğim gibi dünyanın yeni tarım alanları Sibirya stepleri olacak.
AÇ İNSANLAR GÖÇÜ BAŞLAYACAK

Dünyada 1 milyar aç insan var. Hepimizin bildiği gibi bunların 950 milyonu Afrika ve Asya’da yaşıyor. Küresel ısınma sonucu açlık daha da artarsa buradaki insanlar göç edecektir. Nereye? Zengin Batı’ya! Zengin Batı’ya göç etmenin ise iki yolu var; ya Türkiye üzerinden karayolu ya da Akdeniz üzerinden kayıklarla.
DÜNYANIN CANINA PİRİNÇ OKUYOR
Bir pirinç tanesini ektiğiniz zaman 3 bin pirinç tanesi elde edersiniz. Bu kadar ucuzdur pirinç üretimi. Ama çamurda yetişir pirinç. Ve oradaki bakterilerin yarattığı metan gazının küresel ısınmaya katkısı yüzde 7 civarındadır. Ama beş para etmez pirinç tahılı, protein değeri en düşük, glisemik endeksi en yüksek, yani en kolay şişmanlatan en az protein veren pirinç, bire 3 bin verdiği için, birilerini kolay zengin ettiği için hiç kimse ondan vazgeçemiyor. Üstelik küresel ısınmaya yol açtığı halde kimse ağzını açmıyor. “Aman mısırdan biyoyakıt yakalım!” diyor. Tabii bu arada mısır fiyatları yükseldiği için, ana gıda olarak mısırı kullanan Afrika’da daha çok çocuk açlıktan ölsün! İşte küresel ısınmaya karşı oluşturulan Kyoto Protokolü bu!...
***
Kaynak : http://www.internethaber.com/kiyamet-2055-turkiye-sahra-colune-donecek-maydanoz-bile-yetismeyecek-prof.-dr.-k-421672h.htm#ixzz1tVNcrMCS