16 Mayıs 2016 Pazartesi

DÜNYA "ÇİFTÇİLER GÜNÜ" KUTLU OLSUN. HAMDİ DAĞ, STD BAŞKANI

DÜNYA TARIM YOLUNDA, TÜRKİYE İSE TERS YÖNDE İLERLİYOR!
Dünya Çiftçiler Günü’nde “dünya” nüfusu tarıma yönelirken Türkiye’de üreticiler tarımdan vazgeçiyor. En önemli neden ise gelir düzeyinin düşüklüğü.
Bugün 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü. Bugün 79 ülkeden 120 tarımsal kuruluşu temsil eden Uluslararası Tarımsal Üreticiler Federasyonu’nun (IFAP) 1946 yılındaki kuruluşunun yıldönümü olan 14 Mayıs itibariyle Türkiye’de üreticilerin profilini tarlasera inceledi.
15 milyon kişi tarımdan geçiniyor
2016 itibariyle Türkiye’de geçimini tarım ile sağlayan nüfus yaklaşık 15 milyon. Bu, toplam ülke nüfusunun yüzde 19,8’unu oluşturuyor. Tarımsal nüfusun yüzde 49’unu kadın yurttaşlar oluşturuyor.
Aileleriyle birlikte üretici nüfusu böyleyken, mesleki anlamda üretici olarak kabul edilen nüfus toplam nüfusun yalnızca yüzde 3’üne denk geliyor. Buna göre Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olan kişi sayısı 2,2 milyon.
Üretici tarımdan vazgeçme eğiliminde
Türkiye'de 2000’li yılların başından itibaren 2,7 milyonluk bir nüfusun tarımdan uzaklaştığı görülüyor. Aynı süreçte dünya genelinde tarımsal nüfusun yüzde 2 arttığı göz önüne alınırsa Türkiye’de görülen bu “tarımdan vazgeçme” eğilimi düşündürücü.
İstihdam payı gelire yansımıyor
Türkiye’de sektörel işgücü dağılımının yüzde 25,5’ini kapsayan tarımın istihdam içindeki payı ise 22,3. Buna karşın Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içinde tarıma düşen pay yüzde 6’da kalıyor. Diğer sektörlerle karşılaştırıldığında tarımdan geçinmenin daha zor olduğu göze çarpıyor.
Üreticinin yıllık ortalama geliri 13 bin TL
2014 itibariyle tarımda ücretli ve maaşlı olarak çalışanlar yılda ortalama 13 bin 126 TL gelir elde ediyor. Tarım sektöründe işveren olarak çalışanların yıllık ortalama geliri 13 bin 399 TL olarak hesaplanırken, bu oran yevmiyeli olarak çalışanlarda ise yılda 4 bin 772 TL’de kalıyor.
Eğitim düzeyi gelirle doğru orantılı
Tarım sektöründe çalışanların yüzde 67,8’i lise altı düzeyde eğitim durumuna sahip. Lise ve üniversite mezunu üreticilerin oranı ise 7,1. Tarım sektöründe gelir düzeyi ile eğitim düzeyi arasında da bir ilişki olduğu seziliyor. Okur-yazar olmayan tarımsal nüfusta kişi başına yılda ortalama 6 bin 939 TL gelir düşerken, lise ve üzeri eğitim düzeyindeki bir tarım çalışanı ise yılda ortalama 18 bin 906 TL kazanç sağlıyor.
1 milyon üretici traktörsüz
Üretici nüfusu 2,2 milyon olarak kabul edildiğinde Türkiye’de üretici başına yaklaşık 11 hektar tarım arazisi düşüyor. Geçimini tarımla sağlayan kişi başına düşen tarım arazisi ise ortalama 1,6 hektar. Son yıllarda hızla artan traktör nüfusuna karşın Türkiye’de henüz traktör sahibi olmayan 1 milyona yakın üretici bulunuyor.

2 Aralık 2015 Çarşamba

AMAN DİKKAT!... "GDU’LU GIDALAR ZEHİR SAÇIYOR" - Nevzat Laleli

GDU’LU GIDALAR ZEHİR SAÇIYOR
               Nevzat Laleli
Nereye gidiyoruz yazı serisi                                      
Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın istenmeyen ırkları kısırlaştırma planına ait ürpertici iddialar ortaya batmaktadır. Buna göre F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin planlarına göre bu uygulamanın insanlık için bir kıyamet yaratacağını söylemektedir.
Özetle yapılamak istenen; GDO tohumlarını, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak, tarlalardaki orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları muhtemel bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir mağaraya saklamaktadırlar.
“Yeni Aktüel Dergisini 29.Kasım–5.Aralık.2007 tarihli 125. sayısında kapak konusu "Kıyamet Kapısı" başlığını taşıyan bir dergi yayınladı.
Bu konu içinde “Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini bir araya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak olarak belirtiliyor.
Ancak aynı gazeteci bu iyi niyetin arkasındaki korkunç amacın da bulunduğunu açıklıyor ve bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri olduğunu söylüyordu. Gazeteciye göre “GDO devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini” düşünüyordu.
GDD – GİZLİ DÜNYA DEVLETİ
Başlıkta görülen adıyla yayınlanan ve Milli gazete tarından okuyucularına dağıtılan ve hepinizin okumasını tavsiye ettiğim kitabın XXXIV. (34.) sayfasında 6 numaralı başlık, “MİKROP HARBİ” adını taşımakta ve “Tevrat’tan alınan bölüm”de şunlar söylenmektedir.
Ve onun içinde veba ve sokaklarına kan göndereceğim ve çepeçevre onun üzerine gelen kılıçla içinde ki yaralılar düşecekler ve bilecekler ki ben Rab’bim(Tevrat Hezekiel Bölümü 28/23)
14. yüz yılda Avrupa’da çok büyük ölümlere sebep olan veba salgınları yaşandı. (1. Meydan Laurousse Cilt 12 sf 551) Özellikle Almanya’da (1348 – 1349) yılları arasında vebadan ölenlerin sayısı oldukça arttı. Bu durum karşısında Papaz Clemens VI: Von Avigon vebanın nereden kaynaklandığını öğrenmek ve hastalığın yayılması karşısında tedbir almak için soruşturma açtı. (2. Lexion Des Mittelalters, Bond 11.  sf 784-785)
Soruşturma sonucu gerçek bir vahşeti ortaya koyuyordu. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan vebayı Yahudiler kasıtlı olarak yaymıştı. (3. Espana Y Los Judios, Federıco, Ysart Sf 32, 4. Der Grosse Bildatlas Zur Weltgeschichte, sf 557)
Vebayı yaymak için kuyu sularına veba mikrobu atılmış, Yahudi olmayanların evlerinin duvarları içine veba mikrobu bulunan mürekkep sürülmüştü. (5 Devil Drogs And Doctors sf 202-203) Nitekim bir Alman Yahudi’si yine zengin bir Yahudi olan Hanover’li Salamon oğlu Aaron’dan, Hanover kıyılarına atılmak üzere 300 tane veba mikrobu bulunan zehir torbası aldığını ve bunları hem şehrin kısına ve ham de diğer bazı şehirlerin kuyularını zehirlediğini itiraf etmişti. (6. La Mort Noir Chronic Dela Peste, Johannes Jnohl sf 218)
BAZI ÖNEMLİ TESPİTLER
2006 yılında çıkartılan 5553 sayılı bir kanunla, ülkemizde yerli tohum üretimi yasaklanmış, üretenlere de ağır cezalar konmuştu. O günden bu güne üretilemeyen yerli tohumlar çürüyüp özelliklerini kaybederlerken tohum ithalatı, başta İsrail olmak üzere diğer 6 adet çok uluslu tohumculuk şirketlerinden alınmaktadır. Hem de 4 ton domates satarak ancak 1 kg tohum alabilme pahasına…
Şimdi de (2015/Kasım) Tarım Bakanlığı 53 ayrı yem çeşidinin GDO’lu olabileceğini bir Genelge ile yayınlamış bulunmaktadır. GDO’lu gıdalarla beslenen hayvanlarımız, bir ara geçit olacak ve bu gıdalar onların etleriyle insanlarımıza da geçecektir.
İsrail’in yemediği, ABD ve AB ülkelerinin sınırlarından içeriye sokmadıkları, Rusya’nın da bizim marul ve dolma biber ihracatımızı “sağlığa zararlı bakteriler taşıyor” gerekçesiyle geri çevirdiği, GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş) gıdaların her çeşidine açık olan ülkemizde bu gıdalar bizlere ne yapmakta ve küçük yavrularımıza nasıl tesir etmektedir?
Aradan geçen dokuz yıldır bu GDO’lu tohumlarla üretilmiş gıdalarla beslenen milletimiz ve özellikle de küçük çocuklarımız, bu tohumların birer kobayı olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu olaylar gün de geçtikçe artacaktır.
Aşağıda göreceğiniz olaylarla karşılaşmanız halin de bize bildirmenizi rica ederiz.
2015 yılı Mart ayında Konya Numune Hastanesine başvuran 6 yaşında ki bir kız çocuğunun ana ve babası, “Kızlarının bu yaşta adet görmeye başlamasını…” dile getirerek Dr. Hüseyin Özdil’den yardım istemişlerdir.
26.Kasım.2105 günü akşam saat 19.30 da kanal ATV de takdimci ile bir uzman karşılıklı konuşmakta ve “8 yaşında bir kız çocuğunun meme kanserine yakalanmış olduğu” vurgulanmış ve buna çözüm yolları aranmıştır.

7 Kasım 2015 Cumartesi

En hayati unsur, olmazsa olmaz değer: TOPRAK

“Toprak” altından da kıymetli olacak! Neden mi?
Hızla artan dünya nüfusuna karşın, yok olan toprağınzamanla altın'dan çok daha kıymetli hale geleceği konuşuluyor...
Türkiye'nin yılda 168 milyon ton toprağını kaybettiğini açıklayan Orman ve Su İşleri Bakanlığı, dünyadaki toprak kaybının ise dakikada 45 bin tona ulaştığını bildirdi.
Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileri, hızla artan dünya nüfusuna karşın, yok olan toprağın zamanla altından çok daha kıymetli hale geleceğini ifade ettiler.
Her yıl küresel biyoçeşitlilik kaybından dolayı binlerce türün kaybolduğunu, bu kaybı etkileyen ana faktörün çölleşme olduğunu vurgulayan bakanlık kaynakları, gelecek 25 yıl içinde arazi bozulumunun, küresel gıda üretimini yüzde 12 azaltabileceğini, bu durumun da dünya gıda fiyatlarının yüzde 30 artmasına sebep olacağını açıkladıyan.
Su yönetiminin de önemli ölçüde yeniliklere ihtiyacı olacağını belirten yetkililer, küresel gıda üretiminin yüzde 44’ünün kurak alanlarda gerçekleştiğini, yeryüzündeki hayatın sürdürülebilirliği için kurak toprakların gerçekten anahtar olmaya başladığını ifade ettiler.
DAKİKADA 45 BİN TON
Bakanlık olarak bu problemin önüne geçmek için hazırlık yapıldığını kaydeden yetkililer, Türkiye’de son 12 yılda 3 milyar 250 milyon fidan dikildiğini bildirdiler. Bu ağaçlandırmalar ile Türkiye’de yaşanan erozyonun büyük ölçüde önüne geçildiğini savunan yetkililer, Türkiye’de erozyonla taşınan toprak miktarının yılda 500 milyon tondan 168 milyon tona indiği bildirildi. Dünyadaki toprak kaybının ise dakikada 45 bin tonu bulduğu kaydedildi..
42 MİLYAR DOLAR HARCANMALI
Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi’nin en büyük karar organı olan Taraflar Konferansı’nın (COP 12), 12-23 Ekim’de Ankara’da düzenleneceğini belirten yetkililer, Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yapılan hesaplamalarla, dünyada çölleşme ve erozyonun önüne geçebilmek için yılda 42 milyar dolar harcanması gerektiğini söylediler.
135 MİLYON İNSAN YER DEĞİŞTİRECEK
VERİMLİ arazilerde her yıl 12 milyon hektar arazi bozulumu meydana geldiğini, bunun karşılığının ise 20 milyon ton tahıl olduğunu açıklayan kaynaklar, 20-50 yıl içerisinde Afrika, Avrupa ve Ortadoğu’nun güneyinde, Güneybatı Asya’da, Güney Amerika ve kuzeyinin çoğunda daha büyük kuruluk ve kalıcı şiddetli kuraklık beklendiğini bildirdiler.
Dünyada 2.6 milyar insanın direkt olarak tarım sektöründen geçimini sağladığını kaydeden yetkililer, taze su kaynaklarının yüzde 70’inin bütün dünya nüfusunu beslemek için mevcut tarımsal faaliyetlerde kullanıldığını söylediler.
Gelecek 10 yıl içerisinde sadece çölleşmeden dolayı yerinden olan 50 milyon kadar insan ile birlikte 2050 yılına kadar da 135 milyon insan su kıtlığından dolayı yerinden olacağını savundular. (Kaynak : AA)

7 Eylül 2015 Pazartesi

Türkiye Ziraatçiler Birliği “2015 yılı ‘HİLELİ GIDA RAPORU’ açıklandı”

Türkiye Ziraatçiler Birliği “2015 yılı ‘HİLELİ GIDA RAPORU’ açıklandı”
(AA, Ankara, 7 Eylül 2015)
Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin, yaptıkları "Hileli Gıdalar" araştırmasına göre, şekerlemelerin içine domuz jelatini, tekstil boyası ve hayvan yemi katıldığını, kuru üzümleri haşerelerden korumak için kurutulmadan önce mazota batırıldığını bildirdi.
Yetkin, dernek binasında düzenlediği basın toplantısında, bu yılın başından itibaren yaptıkları çalışmalar sonucunda "Hileli Gıda Raporu"nu hazırladıklarını aktararak, gıda terörünün, "terör"den daha çok can aldığını ifade etti.  
Gıda terörünün hem ekonomiyi hem de halk sağlığını kemirdiğini söyleyen Yetkin, hileli gıdaların sektöre maliyetini 25-30 milyar lira olarak tahmin ettiklerini dile getirdi.
Yetkin, Türkiye'de gıda sektöründe kayıt dışılığın getirdiği ekonomik kaybın da 7-8 milyar lira civarında olduğunu düşündüklerini belirterek, gıda sektöründe toplam 400 bin civarında işletme bulunduğunu, kayıtlı işletme sayısının ise bunun yaklaşık 10'da 1'i düzeyinde olduğunu kaydetti.
Hileli gıdaların halk sağlığı açısından oluşturduğu tehdidin ise toplum tarafından yeterince bilinmediğine işaret eden Yetkin, "Genellikle 'ucuz gıda' olarak bilinen ve normal satış fiyatının oldukça altında fiyattan satıldığı için özellikle dar gelirli kesim tarafından tercih edilen gıdalar genellikle daha kalitesiz olmakla birlikte yine de bir gıda ürünü olarak değerlendiriliyor. Oysa bu gıdaların içinde insan sağlığına çok zararlı maddeler var" şeklinde konuştu.
DENETİMLER SADECE KAYITLI FİRMALARLA SINIRLI KALIYOR
Yetkin, Türkiye'de gıda denetimlerinin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve yerel yönetimler tarafından yapıldığına dikkati çekerek, bu denetimlerin kısıtlı sayıda denetçi ile kayıtlı işletmelere yönelik yapıldığının altını çizdi.
Bakanlıktan aldıkları bilgilere göre, bu yılın ilk 6 ayında 335 bin 68 denetim gerçekleştirildiğini dile getiren Yetkin, bu denetlemelerin dağılımına bakıldığında, süt ve süt ürünleri üreten işletmelere 8 bin 649, et ve et ürünleri üreten işletmelere 2 bin 531, ekmek ve ekmek çeşitleri üreten işletmelere 16 bin 834 denetim ve unlu mamuller üreten işletmelere 9 bin 620, şekerleme üreten işletmelere 872, pastacılık ürünleri üreten işletmelere 8 bin 540 denetim gerçekleştirildiğini kaydetti.
Denetlenen 335 bin 68 işletmeden 5 bin 375'ine idari para cezası uygulandığının altını çizen Yetkin, 49 firma hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, kesilen idari para cezasının toplam tutarı ise 27 milyon 580 bin 326 lira olduğunu bildirdi.
Bu yıl içerisinde kamuoyuna ifşa edilen ürünlerin arasında et ve süt ürünleri, takviye edici gıdalar, zeytinyağı, bal, alkolsüz ve alkollü içecekler, kahve, çikolata ve tahinin yer aldığına dikkati çeken Yetkin, "Örneğin, köftede at eti, Adana kebapta kanatlı eti, kıymada sakatat, sucukta da deri dokusu tespit edilmiş. Bu arada şifa niyetine satılan bitkisel macun ve bitkisel gıda takviyelerinin içerisinde sıklıkla ilaç etkin maddesi Sildenafil'e rastlanmış" ifadelerini kullandı.
Denetimlerin kayıtlı firmalar üzerinde yapıldığını, kayıt dışı firmalar ise genellikle tespit edilemedikleri için bu denetim rakamlarının dışında kaldığını belirten Yetkin, bu durum nedeniyle kayıtsız firmaların daha da fütursuz faaliyet gösterdiğini bildirdi.
HİLELİ GIDA ÜRETİM YÖNTEMLERİ
Yetkin, yaptıkları araştırma sonucu en sık rastlanan hileli gıda üretme yöntemlerini şöyle sıraladı:
- Yüzde 100 dana eti diye satılan sucuklarda at, eşek ve kanatlı eti uzun soyulmuş sosise kanatlı eti, yabancı doku ve iç organ katılıyor
- Sucuk, salam imalatında kullanılan sarmısak kireç suyunda soyuluyor
- Tereyağa bitkisel yağ karıştırılıyor
- Soya baharatla karıştırılıp sucuk imalatında kullanılıyor. Sucuğun raf ömrünü uzatmak için nitrat katılıyor
- Yoğurda bitkisel yağ ve jelatin karıştırılıyor
- Yoğurt ve ayrana peynir suyu ve nişasta ekleniyor
- Hem UHT sütlere hem de sokak sütlerine su ekleniyor
- Yağlı tulum peynirine bitkisel ve hayvansal yağ ve nişasta katılıyor
- Atık yağ olarak anılan kullanılmış kızartmalık yağ çeşitli gıda maddelerine karıştırılıyor
- Şekere tekstil boyası, yumuşak şekere domuz jelatini ve tekstil boyası katılıyor
- Küp şekeri kalıp haline getirmek için mumsu maddeler kullanılıyor
- Çikolataya hayvan yemi olarak kullanılan soya tozu, margarin, keçi boynuzu tozu, leblebi tozu, kavrulmuş bakliyat tozu, fındık zarı karıştırılıyor
- Tatlılarda Antep fıstığı yerine bezelye ve yeşile boyanmış yer fıstığı kullanılıyor
- İncirler hidrojen peroksitle ağartılıyor. Bozuk, ezik ve kurtlu incirlerden 'incir lokumu' gibi ürünler yapılıyor
- 'Haşerelere karşı önlem' için kuru üzümler kurutulmadan önce mazota bulanıyor
- Tereyağlı diye satılan baklavalara tereyağı aroması ekleniyor
- Süt kremasının yerine, sıvı ve katı formdaki bitkisel yağlar, bitkisel orijinli proteinler ve ithal ucuz süt tozları kullanılıyor
- Baklava şerbetlerinde şeker yerine tatlandırıcı ve mısır glikozu kullanılıyor
- Şekerpancarı pekmezi üzüm pekmezi diye satılıyor
- Helvanın içine beyaz susam yerine Sudan'dan ithal edilen ucuz susam konuluyor
- 'Takoz' diye tabir ettikleri eski dönerlerin üzerine yeniden et konularak satılıyor
- Tavuk döner içine öğütülmüş inek memesi, sakatat parçaları, bağırsak, kıyılmış tavuk derisi ve paça katılıyor.
- Et terbiye edilirken yüzde 20­25 oranında su verilip ağırlaştırılıyor
-Et yerine nişasta, tavuk derisi, zar, baharat karışımı kullanılıyor
- Yağ ve kemik külünden lahmacun yapılıyor
- Beyaz et klora batırılıp taze görüntüsü veriliyor
- Kırmızı bibere kiremit tozu, karabibere renk alması için kanserojen boya katılıyor
- Kakaolu fındık kremasında kakao yerine keçiboynuzu tozu ve margarin kullanılıyor
- Zeytinyağına kanola, fındık ve soya yağı karıştırılıyor
- Zeytinler kimyasal boya ile renklendiriliyor
- Bozuk ve kırık yumurtalar pastacılık sektöründe kullanılıyor
- Dökme baharatlar arasına kurutulmuş ot­sap karıştırılıyor
- Kaçak sigaralarda kullanılan tütünün içine tahta tozu katılıyor
- İçkiye katılan metil alkol zehirliyor ve körlüğe neden olabiliyor
- Şaraplara su ve şeker katılabiliyor
- Reçelin içine az miktarda meyve, bol miktarda şeker şurubu konuluyor
- Dondurmaların içine doğal sahlep yerine suni sahlep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay meyve boyası katılıyor
- Meyve sularına aroma olarak kimyasal ürünler katılıyor
- Günü geçmiş sütlü tatlılar hazır yemek firmaları aracılığıyla tüketilebiliyor
GIDADAKİ KDV AZALTILMALI
Üretim sürecinin denetlenmesi için tarladan tüketiciye kadar uzanan zincirin kayıt içine alınması önem taşıdığının altını çizen Yetkin, üreticilerin, denetlenebilir kooperatif işletmeler içinde toplanması gerektiğini bildirdi.
Yetkin, gıda maddelerinden alınan KDV ve dolaylı vergilerin azaltılarak makul sınırlara çekilmesi gerektiğinin altını çizerek, tarım satış kooperatiflerinin yanı sıra üretici kooperatiflerinin gıda üretimi yönündeki girişimlerinin desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

6 Haziran 2015 Cumartesi

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ ( 5 – 11 Haziran )

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
( 5 – 11 Haziran )
İnsanların sürekli yaşadıkları yere çevre denir. Dağlar, ovalar, çayırlar, ormanlar, göller, denizler, ırmaklar, doğal çevreyi oluşturur.
Doğal Çevrenin korunması amacı ile 1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı toplandı. Bu toplantıda çevre sorunları ele alındı. Çevre kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aradılar. Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırıldı. Her yıl Birleşmiş Milletler'e üye ülkelerde 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak değerlendirilir.
Ülkemizde bu amaçla 1978 yılında Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, daha sonra Çevre Müsteşarlığı kuruldu. Başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı 5-11 Haziran tarihleri arasını Çevre Koruma Haftası olarak kabul etti. Çevre Koruma Haftasında okullarda öğrencilere doğal çevrenin korunması gereği öğretilir. Hafta boyunca radyo ve televizyonda halka çevre kirlenmesi ile ilgili bilgiler verilir. Alınması gerekli önlemler anlatılır. Gazete ve dergilerde doğal çevrenin korunmasına ilişkin yazılara yer verilir.
Doğal çevrenin kirlenmesi bütün ülkelerin ortak sorunudur. Çevre kirlenmesi hepimizin günlük yaşayışını etkileyen bir olaydır. Uygarlığın gelişmesi, endüstrileşme sonucu fabrikalarda insan gücüne gereksinme arttı. Kırlarda, köylerde, doğal çevrede yaşayan insanlar kentlere göçtü. Kent nüfusu önemli ölçüde çoğaldı. Kentlerde nüfusun artışı ve endüstrileşme ile birlikte çevre sorunları ortaya çıktı. Bu sorunun en önemlisi çevre kirlenmesidir.
Başlıca çevre sorunları su, hava ve toprak kirlenmesidir.
Su kirlenmesi ile deniz hayvanlarının yaşam ortamları bozulur. Kirli sularda avlanan balık ve öteki deniz ürünlerini yemeyelim. Böyle sularda yüzmeyelim.
Hava kirliliği daha çok yakıtların gereği gibi yakılmaması sonucu ortaya çıkar. Kirli hava solunuma elverişsiz havadır. Kirli hava solunum yolları hastalıklarını artırır. Solunum organlarımızı yorar. Hava kirliliği ölümlere bile sebep olur.
Toprak kirlenmesi; çeşitli ilaç ve gübrelerle toprağın tarıma elveriş­siz duruma gelmesidir. Çiftçilerimiz; tarlada kullanacakları ilaç ve gübre çeşidini ziraat mühendislerine, teknisyenlerine sormalıdır. Hangi gübrenin hangi cins topraklarda yararlı olacağı bilinmektedir. Bu nedenle; ilgili uzmana danışmaksızın ilaç ve gübre kullanılmamalı. Toprak kirlenmesi toprağın verimini azaltır. Bitki hastalıklarını çoğaltır.
Bugün pek çok ilimiz çevre sorunları ile karşı karşıyadır. Örneğin Ankara'da hava, İstanbul'da su… Mersin ve Adana'da toprak kirlenmesi birer çevre sorunudur.
DOĞAL ÇEVRENİN KORUNMASİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER
Doğal çevrenin korunması : Bu konuda alınabilecek belli başlı önlemler şunlardır:
Akar ve durgun sular, insan ve hayvan artıkları ile kirletilmemeli,
Biriken çöpler hemen kaldırılmalı,
Zararlı hayvanların, böceklerin özellikle, karasinek ve sivrisinekle­rin üreyip çoğalmaları engellenmeli,
Kanalizasyon borularındaki patlamalar hemen ilgililere bildirilme­li.
Yakıtların tam yakılması sağlanmalıdır. Böylece hem enerji kaybı, hem de hava kirliliği önlenmiş olur.
Doğal çevrenin kirletilmesi yasalarımıza göre suçtur. Bu suçu işleyenlere para ve hapis cezaları verilir.
Doğal çevre bizim çevremizdir. Biz doğayı korudukça doğa da bizleri korur. Havaya, suya, toprağa karışan kimyasal artıklar doğayı etkiliyor. Bu artıkların çoğalması insan sağlığını bozuyor. Kısaca çevre sorunları, sağlımızla yakından ilgili bir konudur.
Bulunduğumuz yeri kirletmeyelim. Doğal çevrenin güzelliklerini korumak hepimizin görevidir. Bu konuda girişilen çalışma ve çabalara katılalım. Soluduğumuz havanın, içtiğimiz ve kullandığımız suların, bulunduğu­muz yerin temiz olmasını istiyorsak çevre kirlenmesine engel olalım. Sağlımıza uygun bir çevrede yaşamak için doğal çevremizi koruyalım.
KONUŞMA
Sevgili Arkadaşlar!
1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edildi. Haziran ayının ikinci haftası ile başlayan haftayı, okullarımızda Çevre Koruma Haftası olarak kutlamaktayız.
Sanayileşme ve kentlerdeki nüfus yoğunlukları, çevre sorunlarının artmasına sebep olmuştur. Bütün ülkelerin ortak sorunu haline gelen çevre kirlenmesi, günümüzde insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Ölümlere neden olan solunum yolu hastalıklarının çoğu hava kirliliği sonucunda olmaktadır. Balıklar, çevre kirlenmesinden en çok zarar gören canlıların başında gelir.
Sanayi atıkları, spreyler, yakıtlarla ortaya çıkan dumanlar, petrol ve ilaç atıkları, plastik ürünler, suni gübreler ve çöpler, çevre kirlenmesine sebep olan en önemli etkenlerdendir.
Çevre kirlenmesini, insanın doğaya verdiği zarar olarak da tanımlayabiliriz. Doğanın korunmasını ve tahribatının engellenmesi zorunludur. Gelecek nesillere iyi bir çevre bırakmak için kirlenmeleri mutlaka önlemek, yeşil alanları ve hayvanları koruyup çoğaltmak gerekir. Bilinçsizce sağa sola attığımız plastik ürünlerin doğada 400 yıl kadar çürümeden kalabildiğini söylersek, karşı karşıya kaldığımız tehlikenin boyutlarını biraz olsun anlayabiliriz. Çevrenin kirlenmesini önlemek için üzerimize düşen görevleri mutlaka yapmalıyız.
Hepinize güzel ve temiz bir çevrede, mutlu ve sağlıklı bir ömür dilerim...