3 Ağustos 2016 Çarşamba

Hümik Asitlerin Türkiye'de Gelişimi "TURKCHM DERGİ" & STD - GENEL MERKEZ

Hümik Asitlerin
Türkiye'de Gelişimi
"TURKCHM DERGİ"
Hümik asitlerle ilgili ilk araştırmalar 19. yüzyılda başlamasına karşın ülkemizde 1977’li yıllarda başlamıştır (1). Türkiye’deki linyitlerin hümik asit içerikleri de (2) incelenmiştir. Değişik bölgelerdeki linyitlerin hümik asit içeriği % 0-48 arasında değişmektedir. En eski Zonguldak yatağı değeri (taş kömürü) 0 olarak bulunmuştur. Genç kömürlerde ise hümik asit miktarları yaşa bağlı olarak değişmektedir. 1980 tarihinden itibaren ülkenin hümik asit ihtiyacı ithalat yoluyla karşılanmıştır. %12-15 hümik asitle suyu uçurularak üretilen katı Potasyum humat ve leonardit olarak üç şekilde ithal edilmekteydi. 1996 yılında Delta Tarım Kimyasalları Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak araştırmaya başlandı.1997 yılında ilk sıvı %12‘lik hümik asit piyasaya sürüldü. Bu tarihlerde hümik asitler ilaç sınıfına sokulmuş ve Tarım Bakanlığı izni ile üretilmekteydi. Hümik asitler için değişik rivayetler söyleniyordu. Hormon olduğunu söyleyen de vardı, köklendirici, bitki besleyici özellikleri de ispatlanmıştı. Ayrıca toprak düzenleyici olarak da bilinmekteydi. 2000’li yıllarda ilaç sınıfından çıkarılarak gübre yardımcısı sınıfına dahil edildi. Aynı yıllarda yönetmelik değişikliğine gidildi. Leonardit lignin ve selüloz esaslı bitkilerin havasız ortamda basınç, sıcaklık etkisiyle bozunması sonucu ortaya çıkan hümik asitçe zengin genç linyite verilen isimdir. Genellikle 1-2 milyon yaşlarındaki leonardit hümik asit kaynağı olarak kullanılmaktadır. Başka kaynak yoktur.

Her ne kadar zeytinyağı atığı (3) pirina da fulvik asit olduğu iddia edilse de ispat edilememiştir. Ayrıca, 2003 yılında TS 5869 ISO 5073’te kömürde ve linyitte hümik asitlerin tayini yöntemi değiştirilerek aynı numara ile titrasyon yöntemine geçilmiştir. Bu iki TS’de linyitte uygulanmak için geliştirilmiştir. Bu da büyük bir kaosa neden olmuştur. Yeni yöntem organik moleküllerde –COOH karboksil grubunun analizine uygulanan bir yöntemdir. Hümik asitlerde –COOH grubu bulunmaktadır. Fakat diğer birçok ticari maddelerde de bu grup bulunmaktadır. Nitekim, protein ağırlık şlempe, lignin sülfonatlar, karboksil metil selüloz da bu yöntem uygulandığında hümik asit gibi tepkime verirler. Sonuç alarak bazı firmalar şlempeyi bitkisel kökenli %30’a varan derişimde hümik asitleri piyasaya sürmektedirler.
Keza, KOH ile işleme sokulan ligno sülfonatlar da benzer isimler altında pazarlanmaktadır. Kullanıcılar, sonuç alamadığı içinde piyasadaki hümik asitlerin güvenilirliği kalmamıştır.

Ayrıca, ülkemizdeki leonardit yataklarından üretilen hümik asitler %9-10 derişimde elde edilebilmektedir. Yönetmelikte ise (4) en az %12 olması istenmektedir. Birçok firma bu eksikliği şlempe ve ligno sülfonatla karşılamaktadır. Bu da ayrı bir olumsuz örnektir. Sonuç olarak, güvenilir bir analiz yöntemi uygulamak zorunludur. Ayrıca fulvik asit içinde bir yöntem geliştirilmelidir.

Analiz Yöntemleri:
Analitik kimyanın genel kurallarından bir tanesi, ppm (milyonda bir) seviyesinde ölçümlerde aletsel analiz yöntemleri uygulanır. Spektrometre ile elektrokimyasal yöntemler gibi. Numune miktarında limitler yoksa ve analiz edilecek miktarda %1 ve daha fazla ise Gravimetrik, Volumetrik gibi yöntemler kullanılır.

Linyit kahverengi turba vs. üretilen hümik asitlerin miktarında limit söz konusu olmadığına göre Gravimetrik yöntem veya volumetrik yöntemler kullanılabilir. Nitekim 2003 tarihli TS 5869 volumetrik yöntem uygulama esasına göre geliştirilmiştir. Fakat diğer girişim yapan maddeler göz önüne alınmamıştır. Girişim yapan diğer –COOH içeren gruplar için maskeleme yöntemi uygulanmalıydı. TS 5869 2003 yılından önce uygulanan yöntemde ise Gravimetrik uygulanmaktaydı ve yöntemde diğer maddelerin girişim yapması söz konusu olmamaktadır.

Hümik asitlerin analiz yöntemlerinin karşılaştırılması (5) yapılmıştır. BaCl2 (Baryum Klorür) ve HCI (Hidroklorik asit) metodu olarak tanımladıkları yöntemin etiket değerleri ile yüksek uyum gösterimi bulmuşlardır.

Bu yöntem American Colloid Company ve California De partment or Foodant Agriculture tarafından uygulanmaktadır. Aynı yöntem Delta Tarım Kimyasalları San. ve Tic. A.Ş. kalite kontrol laboratuvarında 18 yıldan beri uygulanmaktadır. Yöntemin uygulanması şöyledir.

Sıvı Hümik Asitler:
25 ml numune 100 ml behere alınır, %10 HCI çözeltisi ile tam çökme sağlanana kadar ilave edilir. Katı kısım sıvı kısımla beraber Şekil 1’de görünen buhner hunisine aktarılır vakum uygulanarak süzme tamamlandıktan sonra 2-3 defa saf su ilave edilerek tekrar süzülür. Huni çıkarılarak süzgeç kağıdı 90oC’de 2-3 saatte sabit tartıma getirilir katı kısım 2 haneli terazide tartılarak ağırlığı ölçülür. %HA =W1x4’tür.
İkinci bir 25 ml numune 100 ml’lik behere alınır. %10’luk BaCl2 çözeltisiyle çökelti çöktürülür. Şekil 1’deki gibi vakumlu düzenekte süzülür. 2-3 defa saf su ile süzülerek safsızlıklar uzaklaştırılır süzgeç kağıdı 90oC’de tartıma gelene kadar ısıtılır. Süzgeç kağıdından alınan kat 2 haneli hassas terazi tartılır.

HA + FA = W2 X 0,937 X 4
FA% = W2 – W1’dir.

Böylece ülkemizde büyük sorun olan fulvik asit miktarı da belirlenmiş olur. Burada tek hata kaynağı bazit ortamda çözünen çok az kil miktarının olmasıdır.

Leonarditte HA ve FA Oranları:
15-20 gram linyit kurutulduktan sonra tartılır 200 ml beherde %10’luk NaOH’ten 20 ml ve 200 ml saf su ile 80-90oC’de 2 saat kaynatılarak çözülür santrifüjle katı, sıvı ayrılarak sıvı kısım alınır. Yukarıda tarif edildiği 25 ml alınarak BaCl2 ile ve diğer bir 25 ml alınarak HCI asitle çöktürülerek analizi yapılır.

Katı K-Humat Analizleri:
Nemi uçurulmuş 20 gram katı K-Humat alınır, 100 ml’lik beherde saf su ile çözülür, BaCl2 (Baryum Klorür) ve HCI (Hidroklorik asit) ile çöktürülerek analizleri yapılır. Bu yöntemde hem şlempe hem de ligno sülfonatlar çökmediği için sahte hümik asitler kolayca fark edilir. Çok daha basit tanıma kokularından da yapılabilir şlempenin ağır bir kokusu vardır. Ligno sülfonatın kokusu fazla keskin
değildir. Yani hümik asiti tanıyan bir uzman kokuyla bile ayırt edebilir.

Sonuç:
Basit bir deneme de bu sahteciliği önlemekte kullanılabilir. Çay bardağınızın yarısına kadar hümik asit olduğu iddia edilen üründen konulur. Herhangi bir bakkalda satılan tuz ruhu (10-15 % HCI’dir) alınarak ilave edilir. Çökme varsa gerçek hümik asittir eğer çökme yoksa sahtedir. Denetimlerin ve seçilen analiz yöntemlerinin uygun olmaması nedeniyle ürün sahteciliği ülkemizde fazlasıyla yaygınlaşmıştır.
Bunu önlemenin en iyi uygun yolu ise doğru analiz yöntemlerinin kullanılması ve ilgili yönetmeliklerde gerekli değişikliklerin yapılmasıdır.

STD'NİN KURUCU BAŞKANI: MERHUM AŞKIN SÜRMELİ'NİN TÜRK TARIMINA KAZANDIRDIĞI ÖNEMLİ VE DEĞERLİ BİR ÜRÜNDÜR. 

İlgili İçerik

16 Mayıs 2016 Pazartesi

DÜNYA "ÇİFTÇİLER GÜNÜ" KUTLU OLSUN. HAMDİ DAĞ, STD BAŞKANI

DÜNYA TARIM YOLUNDA, TÜRKİYE İSE TERS YÖNDE İLERLİYOR!
Dünya Çiftçiler Günü’nde “dünya” nüfusu tarıma yönelirken Türkiye’de üreticiler tarımdan vazgeçiyor. En önemli neden ise gelir düzeyinin düşüklüğü.
Bugün 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü. Bugün 79 ülkeden 120 tarımsal kuruluşu temsil eden Uluslararası Tarımsal Üreticiler Federasyonu’nun (IFAP) 1946 yılındaki kuruluşunun yıldönümü olan 14 Mayıs itibariyle Türkiye’de üreticilerin profilini tarlasera inceledi.
15 milyon kişi tarımdan geçiniyor
2016 itibariyle Türkiye’de geçimini tarım ile sağlayan nüfus yaklaşık 15 milyon. Bu, toplam ülke nüfusunun yüzde 19,8’unu oluşturuyor. Tarımsal nüfusun yüzde 49’unu kadın yurttaşlar oluşturuyor.
Aileleriyle birlikte üretici nüfusu böyleyken, mesleki anlamda üretici olarak kabul edilen nüfus toplam nüfusun yalnızca yüzde 3’üne denk geliyor. Buna göre Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olan kişi sayısı 2,2 milyon.
Üretici tarımdan vazgeçme eğiliminde
Türkiye'de 2000’li yılların başından itibaren 2,7 milyonluk bir nüfusun tarımdan uzaklaştığı görülüyor. Aynı süreçte dünya genelinde tarımsal nüfusun yüzde 2 arttığı göz önüne alınırsa Türkiye’de görülen bu “tarımdan vazgeçme” eğilimi düşündürücü.
İstihdam payı gelire yansımıyor
Türkiye’de sektörel işgücü dağılımının yüzde 25,5’ini kapsayan tarımın istihdam içindeki payı ise 22,3. Buna karşın Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içinde tarıma düşen pay yüzde 6’da kalıyor. Diğer sektörlerle karşılaştırıldığında tarımdan geçinmenin daha zor olduğu göze çarpıyor.
Üreticinin yıllık ortalama geliri 13 bin TL
2014 itibariyle tarımda ücretli ve maaşlı olarak çalışanlar yılda ortalama 13 bin 126 TL gelir elde ediyor. Tarım sektöründe işveren olarak çalışanların yıllık ortalama geliri 13 bin 399 TL olarak hesaplanırken, bu oran yevmiyeli olarak çalışanlarda ise yılda 4 bin 772 TL’de kalıyor.
Eğitim düzeyi gelirle doğru orantılı
Tarım sektöründe çalışanların yüzde 67,8’i lise altı düzeyde eğitim durumuna sahip. Lise ve üniversite mezunu üreticilerin oranı ise 7,1. Tarım sektöründe gelir düzeyi ile eğitim düzeyi arasında da bir ilişki olduğu seziliyor. Okur-yazar olmayan tarımsal nüfusta kişi başına yılda ortalama 6 bin 939 TL gelir düşerken, lise ve üzeri eğitim düzeyindeki bir tarım çalışanı ise yılda ortalama 18 bin 906 TL kazanç sağlıyor.
1 milyon üretici traktörsüz
Üretici nüfusu 2,2 milyon olarak kabul edildiğinde Türkiye’de üretici başına yaklaşık 11 hektar tarım arazisi düşüyor. Geçimini tarımla sağlayan kişi başına düşen tarım arazisi ise ortalama 1,6 hektar. Son yıllarda hızla artan traktör nüfusuna karşın Türkiye’de henüz traktör sahibi olmayan 1 milyona yakın üretici bulunuyor.

2 Aralık 2015 Çarşamba

AMAN DİKKAT!... "GDU’LU GIDALAR ZEHİR SAÇIYOR" - Nevzat Laleli

GDU’LU GIDALAR ZEHİR SAÇIYOR
               Nevzat Laleli
Nereye gidiyoruz yazı serisi                                      
Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın istenmeyen ırkları kısırlaştırma planına ait ürpertici iddialar ortaya batmaktadır. Buna göre F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin planlarına göre bu uygulamanın insanlık için bir kıyamet yaratacağını söylemektedir.
Özetle yapılamak istenen; GDO tohumlarını, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak, tarlalardaki orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları muhtemel bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir mağaraya saklamaktadırlar.
“Yeni Aktüel Dergisini 29.Kasım–5.Aralık.2007 tarihli 125. sayısında kapak konusu "Kıyamet Kapısı" başlığını taşıyan bir dergi yayınladı.
Bu konu içinde “Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini bir araya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak olarak belirtiliyor.
Ancak aynı gazeteci bu iyi niyetin arkasındaki korkunç amacın da bulunduğunu açıklıyor ve bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri olduğunu söylüyordu. Gazeteciye göre “GDO devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini” düşünüyordu.
GDD – GİZLİ DÜNYA DEVLETİ
Başlıkta görülen adıyla yayınlanan ve Milli gazete tarından okuyucularına dağıtılan ve hepinizin okumasını tavsiye ettiğim kitabın XXXIV. (34.) sayfasında 6 numaralı başlık, “MİKROP HARBİ” adını taşımakta ve “Tevrat’tan alınan bölüm”de şunlar söylenmektedir.
“Ve onun içinde veba ve sokaklarına kan göndereceğim ve çepeçevre onun üzerine gelen kılıçla içinde ki yaralılar düşecekler ve bilecekler ki ben Rab’bim” (Tevrat Hezekiel Bölümü 28/23)
14. yüz yılda Avrupa’da çok büyük ölümlere sebep olan veba salgınları yaşandı. (1. Meydan Laurousse Cilt 12 sf 551) Özellikle Almanya’da (1348 – 1349) yılları arasında vebadan ölenlerin sayısı oldukça arttı. Bu durum karşısında Papaz Clemens VI: Von Avigon vebanın nereden kaynaklandığını öğrenmek ve hastalığın yayılması karşısında tedbir almak için soruşturma açtı. (2. Lexion Des Mittelalters, Bond 11.  sf 784-785)
Soruşturma sonucu gerçek bir vahşeti ortaya koyuyordu. Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan vebayı Yahudiler kasıtlı olarak yaymıştı. (3. Espana Y Los Judios, Federıco, Ysart Sf 32, 4. Der Grosse Bildatlas Zur Weltgeschichte, sf 557)
Vebayı yaymak için kuyu sularına veba mikrobu atılmış, Yahudi olmayanların evlerinin duvarları içine veba mikrobu bulunan mürekkep sürülmüştü. (5 Devil Drogs And Doctors sf 202-203) Nitekim bir Alman Yahudi’si yine zengin bir Yahudi olan Hanover’li Salamon oğlu Aaron’dan, Hanover kıyılarına atılmak üzere 300 tane veba mikrobu bulunan zehir torbası aldığını ve bunları hem şehrin kısına ve ham de diğer bazı şehirlerin kuyularını zehirlediğini itiraf etmişti. (6. La Mort Noir Chronic Dela Peste, Johannes Jnohl sf 218)
BAZI ÖNEMLİ TESPİTLER
2006 yılında çıkartılan 5553 sayılı bir kanunla, ülkemizde yerli tohum üretimi yasaklanmış, üretenlere de ağır cezalar konmuştu. O günden bu güne üretilemeyen yerli tohumlar çürüyüp özelliklerini kaybederlerken tohum ithalatı, başta İsrail olmak üzere diğer 6 adet çok uluslu tohumculuk şirketlerinden alınmaktadır. Hem de 4 ton domates satarak ancak 1 kg tohum alabilme pahasına…
Şimdi de (2015/Kasım) Tarım Bakanlığı 53 ayrı yem çeşidinin GDO’lu olabileceğini bir Genelge ile yayınlamış bulunmaktadır. GDO’lu gıdalarla beslenen hayvanlarımız, bir ara geçit olacak ve bu gıdalar onların etleriyle insanlarımıza da geçecektir.
İsrail’in yemediği, ABD ve AB ülkelerinin sınırlarından içeriye sokmadıkları, Rusya’nın da bizim marul ve dolma biber ihracatımızı “sağlığa zararlı bakteriler taşıyor” gerekçesiyle geri çevirdiği, GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş) gıdaların her çeşidine açık olan ülkemizde bu gıdalar bizlere ne yapmakta ve küçük yavrularımıza nasıl tesir etmektedir?
Aradan geçen dokuz yıldır bu GDO’lu tohumlarla üretilmiş gıdalarla beslenen milletimiz ve özellikle de küçük çocuklarımız, bu tohumların birer kobayı olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu olaylar gün de geçtikçe artacaktır.
Aşağıda göreceğiniz olaylarla karşılaşmanız halin de bize bildirmenizi rica ederiz.
2015 yılı Mart ayında Konya Numune Hastanesine başvuran 6 yaşında ki bir kız çocuğunun ana ve babası, “Kızlarının bu yaşta adet görmeye başlamasını…” dile getirerek Dr. Hüseyin Özdil’den yardım istemişlerdir.
26.Kasım.2105 günü akşam saat 19.30 da kanal ATV de takdimci ile bir uzman karşılıklı konuşmakta ve “8 yaşında bir kız çocuğunun meme kanserine yakalanmış olduğu” vurgulanmış ve buna çözüm yolları aranmıştır.